|
Patici:GizemLi Profili
İstatistikleri
Mesajları
Arkadaş Ekle
| |
|
|
 |
« : 19 Şubat 2008, 17:18:15 » |
|

Can Dündar (16 Haziran, 1961 Ankara), Türk yazar, araştırmacı, gazeteci, belgesel yapımcısıdır
Hayatı
Ankara'da doğdu. Babasının Fenerbahçe sevgisi ve Can Bartu'ya olan hayranlığı sebebiyle Can adını aldı.
Ankara Anadolu Lisesi'ni bitirdi. 1982'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1986 yılında İngiltere London School of Journalism'de eğitim aldı. 1988’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Fakültesi'nde Siyaset Bilimi dalında master yaptı. 1996’da yine aynı bölümde doktorasını verdi.
1979-1988 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çalışan Can Dündar, televizyon yaşamına 1988 yılında TRT de başladı. 32. Gün bünyesinde yaptığı program ve belgesellerle çalışmalarını sürdürdü. Çeşitli televizyon kanallarına belgeseller hazırladı. Birçok dergi ve gazetede yazılar yazdı. Halen Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazmakta.
Evli ve bir çocuk babası.
Çalışmaları
Yönetmenliğini yaptığı belgeseller Demir Kırat Gölgedekiler Aynalar Ahmet Kaya Yılmaz Güney Sezen Aksu Kemal Sunal Zeki Müren İbrahim Tatlıses Ajda Pekkan Orhan Gencebay Tanju Çolak Türkan Şoray İş Bankası Belgeseli - 1999 Nazım Hikmet Belgeseli - 2001 Bahçedeki Fener - 2002 O Gün 18 Ağustos 1999 - 2002 6 Kasım 1983 - 2002 6-7 Eylül 1955 - 2002 17 Şubat 1959 - 2003 16 Mart 1978 - 2003 17 Ocak 1991 - 2003 Bir Yaşam İksiri : Dr. Nejat Eczacıbaşı - 2003 Önce İnsan - 2003 Yüzyılın Aşkları - 2003 / 2004 "Karaoğlan" Belgeseli - 2004 (Rıdvan Akar ile birlikte) Garip :Neşet Ertaş - 2005 Senaryosunu yazdığı belgeseller Son Ocak - 1992
Hazırladığı belgeseller Yükselen Bir Deniz 12 Mart Belgeseli (10 Bölüm) (Bülent Çaplı ile birlikte) Sarı Zeybek Köy Enstitüleri Cumhuriyetin Kraliçeleri (5 Bölüm) Halef - 2001 Diyarbakır Belgeseli - (Proje aşamasında) Yayımlamış eserleri Demirkırat: Bir Demokrasinin Doğuşu (Mehmet Ali Birand ve Bülent Çaplı ile birlikte), Milliyet Yayınları, 1991 Sarı Zeybek, Milliyet Yayınları, 1994 12 Mart İhtilalin Pençesinde Demokrasi (Mehmet Ali Birand ve Bülent Çaplı ile birlikte), İmge Kitabevi Yayınları, 1994 Gölgedekiler, İmge Kitabevi Yayınları, 1995 Hayata ve Siyasete Dair, İmge Kitabevi Yayınları, 1995 Yağmurdan Sonra, İmge Kitabevi Yayınları, 1996 Ergenekon (Celal Kazdağlı ile birlikte), İmge Kitabevi Yayınları, 1997 Yarim Haziran, İmge Kitabevi Yayınları, 1998 Benim Gençliğim, İmge Kitabevi Yayınları, 1999 Köy Enstitüleri, İmge Kitabevi Yayınları, 2000 Nereye?, İmge Kitabevi Yayınları, 2001 Yaveri Atatürk'ü Anlatıyor, Salih Bozok, Doğan Kitap, 2001 Uzaklar, İmge Kitabevi Yayınları, 2002 Yükselen Bir Deniz, İmge Kitabevi Yayınları, 2002 Savaşta Ne Yaptın Baba? (Savaş Yazıları), İmge Kitabevi Yayınları, 2003 Bir Yaşam İksiri: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ekim 2003 Mustafa Kemal Aramızda (Ülkem Özge Sevgilier ile birlikte), Doğan Kitap, Ekim 2003 Büyülü Fener, İmge Kitabevi Yayınları 2003 Yıldızlar, İmge Kitabevi Yayınları, 2004 Sedat Alp: İlk Türk Hititoloğun Yaşam Öyküsü (Fatma Sevinç ile birlikte), TÜBA, 2004 Kırmızı Bisiklet, İmge Kitabevi Yayınları, 2005 Nazım, İmge Kitabevi Yayınları, 2005
|
|
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
|
|
|
Patici:GizemLi Profili
İstatistikleri
Mesajları
Arkadaş Ekle
| |
|
|
 |
« Cevap Ver #1 : 19 Şubat 2008, 17:19:51 » |
|
Eğer ;
O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,
hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...
her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez
özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın
O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,
vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,
sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
|
|
|
|
|
|
Patici:GizemLi Profili
İstatistikleri
Mesajları
Arkadaş Ekle
| |
|
|
 |
« Cevap Ver #2 : 19 Şubat 2008, 17:21:31 » |
|
Felluce'yim ben...
Yıkık, harap, mağrur ve asi... Medeniyet denilen arsız yalanın tekzibi... İşgale uğradım, yağmalandım, kana bulandım. Evlatlarım ceset ceset yatar caddelerimde... ...dünyanın gözleri önünde... Sofrasında yer aradığınız bir ziyafetin zor lokmasıyım. Barbarların istilası karşısında Şark'ın nefs - i müdafaasıyım.
* * *
Bayramdı. Çatışma vardı. Cuma sabahı camide vuruldum. Yerde can çekişirken bulundum. Yaradan'ın evinde, Yok - eden vardı o gün... Aradıklarını söyledikleri kitle - sel imha silahlarıyla geldiler. Kafama nişan alıp, beynimi deldiler. Dağıldı kafam, parçalandı yüzüm. Kızıla kesti dayandığım duvar; Kendi kanıma gömüldüm.
* * *
Tanırsınız beni... Vietnam'da beynine kurşun sıkılan da bendim; Filistin'de taşlarla kolu bacağı kırılan da... İzmir'de ilk kurşunu atan da... Hepsinde suçum aynıydı: İşgalciye karşı ülkemi savunuyordum. Ve kanlar içinde yattığım yerden dünyaya, unuttuğu bir yemini, "isyan"ı hatırlatıyordum.
* * *
Fakat ne mümkün! Katilim, benden çok önce dağıtmış dünyanın beynini... Kara bir perde inmiş Ademoğullarının gözüne... Görmüyor, duymuyor, ses vermiyor. Susuyor riyakarca... Aslan tarafından parçalanan avın artığına göz dikmiş sırtlanların iştahıyla... ...susuyor, katliama ortak olma pahasına...
* * *
Şimdi yalanlar söyleyecekler sana... "Özgürlük götürdük, onun için öldürdük" diyecekler. Bir tek yüzüm var, bunun karşısına koyabilecek. Bu darmadağın, bu delik deşik, bu kanlı yüz, feneri olsun kör gözlerinizin... Felluce adını, zulmün defterine yazın. Ve asla unutmayın. Dönerim bir gün; mazlumun ahı gibi çıkar gelirim. İsyanlarla, sandıklarla... olmazsa, belime sarılmış bombalar, cephane yüklü kamyonlarla... "Terörist" diye işitirsiniz manşetlerde adımı yine; büyüğüne tapar, küçüğünü lanetlersiniz. Suçlunun savcı, mazlumun sanık olduğu bu sefil mahkemede, adım adım faşizme gidersiniz. Ödersiniz bedelini sükutunuzun... Bir gün pişman olursunuz. İşte o gün hatırlayın beni: Ben, Felluce'yim.
21. asrın kabristanı, insanlığın son kalesiyim.
|
|
|
|
|
|
Patici:Deep_Soul Profili
İstatistikleri
Mesajları
Arkadaş Ekle
| |
|
|
 |
« Cevap Ver #3 : 19 Şubat 2008, 18:19:45 » |
|
Aç Gözlerini
En sevdiğin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm Yazdığın mektupları okudum Kana kana su içer gibi Plaklarını çaldım ah! En çok o şarkıda özledim seni.
Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum gece yarısı Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya katran karası Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana aldım koynuma Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini
Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma Yakıştılar
Boğuldum karanlıkta Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini.
Attım kendimi caddelere Yeşil ceketin sardı beni Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz Tuttum ellerini.
Can Dündar
|
|
|
|
|
|
|
|
Patici:GizemLi Profili
İstatistikleri
Mesajları
Arkadaş Ekle
| |
|
|
 |
« Cevap Ver #5 : 26 Şubat 2008, 11:18:05 » |
|
BAHAR Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyaklarin en etkilisi, sevdanin suç ortagisin.
Yapma bunu bana!..
Bahar, yalvaririm çek git isine!..
Salma üstüme çiçeklerini, aklimi çelme!..
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyaniyor bahçemde; sonra günesle oynasip tütsülenmis gibi bugulaniyor.
Ne zaman sokaga çiksam badem agaçlari salkim saçak çiçek...
Kavaklar kipir kipir, islik isliga meltem...
Kirda dayanilmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çesit börtü böcek...
Yapma bunu bana bahar,
Böyle üstüme gelme!..
Zaten damarlarima zor zaptediyorum kanimi...
Çoktan cemreler düsmüs beynime, yüregime...
Kalbimin buzlari erimis.
Gögüs kafesimde ne idügü belirsiz bir kipirtiyla geziyorum nicedir... bir de sen çildirtma beni...
Krizdeyim ben... Tembelligin sirasi degil, uyamam sana...
Al git serçelerini sabahlarimdan, çaglalarina, kokularina hakim ol.
Meltemlerine söyle, deli gibi islik çalip sokaga çagirmasinlar beni...
Bulutlarin üsüsmesin basima...
Girme kanima benim... yoldan çikarma!..
Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyaklarin en etkilisi,
Sevdanin suç ortagisin.
Kiyma bana!..
Biliyorum çünkü, yine kandirip yesillendireceksin aska; gövdemi azdirip sonra birden çekip gideceksin.
Tam kanim kaynamisken sana, toplayip allarini morlarini, beni bir kurakligin ortasinda terk edeceksin...
O iple çektigim isigin, dayanilmaz olacak o zaman...
Ne o delismen sabahlar kalacak, ne günaha çagiran çapkin eteklerin
uçustugu günbatimlari...
Tembel kuslarin sakimaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan...
Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgârlarinda...
Yeserttigin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz...
Hayat, bir ezik otlar diyarina dönüsecek yeniden... Yüregim viraneye...
Her bahar sarhoslugu gibi, geçecek bu sonuncusu da...
Ebedi bahar, bir baska bahara kalacak.
Iyisi mi, hiç azdirma ruhumu bahar...
Is açma basima...
Git isine!
Yoldan çikarma beni!...
Can DÜNDAR
|
|
|
|
|
|